Demokrat Parti kurultayından ve kavgalı seçimlerden sonra muhalefet ile iktidarın arasındaki sert mücadeleyi sonlandırmak için Cumhurbaşkanı İnönü devreye girmiştir. 10 Mayıs’ta Peker ve Bayar’ı Çankaya köşkünde bir araya getiren İnönü, ilerleyen günlerde de bu görüşmeleri sürdürtmüş ve 12 Temmuz’da gazetelerde yayımlandığı tarihle anılan “12 Temmuz Beyannamesi”ni hazırlamıştır (Kirman, 2006: 108).

İnönü bu beyannamede iktidar ve muhalefet ile yaptığı görüşmeleri anlatmış ve beklentilerini açıklamıştır. İnönü iki tarafa da haklılık vermiş, iki partiye de eşit mesafede olduğunu söylemiştir. İnönü’nün bu söylemlerinden sonra, kendisinin parti başkanlığından çekileceği konuşulmuş, ancak İnönü bunu yalanlamıştır.

12 Temmuz Beyannamesi, hem iktidar-muhalefet ilişkilerinde yeni bir dönem başlatmış hem de “parti içi muhalefet”in doğmasında rol oynamıştır. CHP’de Recep Peker Hükümeti’nin bitişiyle neticelenmiş, DP’de ise “parti içi çatışma”ya ve partinin parçalanmasına neden olmuştur. Millet Partisi, bu parçalanmayla siyaset arenasına çıkmıştır (Yeşil, 1988: 96).

İnönü ile Peker arasında 12 Temmuz Beyannamesi sonrasında anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Bunun en temel sebebi de, bu beyanname ile İnönü’nün “hükümetin baskı yaptığı ve taraf tuttuğu” iddialarını kabul etmiş görünmesidir.  Hem muhalefetten hem de kendi partisinin üyelerinden gördüğü tepkiler sonrasında Peker, grup toplantısında güvenoyu istemiş ve bu oylamada 35 kişi olumsuz oy kullanmıştır (Yeşil, 1988: 98). Peker, hükümet başkanlığı ile parti başkanlığını birleştirmek istemiş, ancak destek görememiştir. 3 Eylül’de 6 bakan istifa ederek, Peker’e muhalefet etmiştir. 9 Eylül’de ise Recep Peker görevinden istifa etmiştir (Aşcı, 2012: 35).

Peker’den sonra hükümeti kurmakla görevlendirilen isim Hasan Saka olmuştur. Peker’in aksine Saka, muhalefete karşı daha ılımlı bir yaklaşım sergilemiştir. Hükümetin programını meclise sunmadan önce muhalefet partisi ile paylaştığı belirtilmektedir. Yeni hükümet kurulduktan sonra İnönü CHP’den iki, DP’den de birer temsilci ile Doğu gezisine çıkmıştır. Bu gezi, İnönü’nün iktidar ve muhalefet partilerine eşit yaklaşımının bir örneği olarak gösterilmiştir. İktidar-muhalefet kavgasının bitmesiyle DP kendi içindeki fikir ayrılıklarıyla sarsılmıştır (Yeşil, 1988: 100).

17 Kasım 1947’de CHP 7. Büyük Kurultayı Ankara’da yapılmıştır. Partinin iktidardayken yaptığı son kurultayda, Cumhurbaşkanlığı-Parti Genel Başkanlığı görevlerinin aynı kişide birleşmesiyle ilgili düzenleme yapılmıştır. Düzenlemeye göre kurultayın seçeceği kişi, CHP Genel Başkan Vekili olarak İnönü’nün tüm yetkilerine sahip olacaktı. Bunun dışında Halkevleri, basın hürriyeti, polis, seçim ve memur kanunları ile mahkeme teşkilatları ile ilgili yapılacak değişikliklerden de bahsedilmiştir. Kurultay’da alınan kararlardan en önemlisi de idari amirlikle ilgiliydi. İllerde CHP başkanlığı yapan valiler, görevlerini il kongrelerinde seçilen kişilere bırakmıştır. Bu kurultay ile CHP demokratik ve yenilikçi bir parti görünümü almış, muhalefet de bu değişiklikleri olumlu karşılamıştır (Yeşil, 1988: 104). Kurultayın önemli sonuçlarından iki tanesi de partinin dinde liberalleşmeyi kabul etmesi ve din eğitimi için adımlar atmış olmasıdır. Bu atılımlarla CHP, DP seçmenine karşı etkili bir silah elde etmeye çalışmıştır. Timur bu gelişmeleri, “CHP çok partili hayatta çeşitli sınıf ve zümreleri kazanmak için DP ile çetin bir rekabete girişmiştir.” diyerek özetlemiştir (Timur, 1994: 63).

12 Temmuz beyannamesi ve iktidar-muhalefet ilişkilerindeki yumuşama ile iki parti arasında esen dostluk rüzgârından çoğu kişi memnun olsa da, bu durumdan hoşnut olmayanlar da bulunmaktaydı. Bu hoşnutsuzlukların sebepleri: İnönü’nün partiler dışında kalma kararına rağmen tekrar parti genel başkanı seçilmesi ve bir iddiaya göre İnönü’nün Doğu gezisinde DP’li Nuri Özsan’dan, partiler arasındaki ilişkilerin daha da iyi olabilmesi için, DP içindeki aşırıların tasfiyesini istemesidir (Buran, 1987: 109). Tasfiyesi istenen isimler arasında Kenan Öner, Sadık Aldoğan, Yusuf Kemal Tengirşek ve Ahmet Tahtakılıç gibi güçlü isimler vardı. Bu isimler 12 Temmuz Beyannamesi’ne muhalif olmuşlardı. Kenan Öner, partiye yakınlığıyla bilinen Vatan’da partiyi parçalamak ve komünistlerle işbirliği yapmakla suçlanıyordu.[1]  Kenan Öner önce il başkanlığından, sonra da partiden istifa etmiştir. Öner’e göre partinin önde gelenleri, partiyi kendi menfaatleri için kullanmaya başlamış, halkın taleplerini unutmuşlardır (Yeşil, 1988: 107).

Öner yanlısı vekiller DP Meclis Grubu’nda çoğunluktaydı. DP Grup seçimlerinde birçok tartışma yaşandı ve parti içinde görüş ayrılıkları oldu. Tartışmaların ardından bazı vekiller partiden ihraç edildi bazıları da görevlerinden istifa etti. Bu olaylarla DP üyeleri yarıya yakın olarak azalmıştır. Partiden ayrılan bazı vekiller, anlaşmazlıkları İkinci Büyük Kurultay’da çözebileceğini düşünerek kendilerine “Müstakil Demokratlar Grubu” ismini verdiler. Kenan Öner ve çevresi de, yeni bir parti kurmak için girişimlerde bulunmuşlardır. Bu girişimlerle Millet Partisi kurulmuş, Genel Başkanlığa Hikmet Bayur, Fahri Başkanlık’a da Fevzi Çakmak getirilmiştir (Buran, 1987: 113-114).

Recep Peker’den sonra göreve gelen Hasan Saka, göreve gelişinden itibaren birçok anti-demokratik kanunları düzeltmeye başlamıştır. Örfi İdare’nin kaldırılması ve Polis Salahiyet Kanunu’nun değiştirilmesi bunlara örnek olarak verilebilir. Hasan Saka muhalefete karşı da yumuşak bir tavır sergilemiş ve kendilerinden gelen şikâyetleri dinlemiş, önem vermiştir. Bu olumlu gelişmelere rağmen ekonomik anlamda istikrarsızlık yaşanmış ve yolsuzluklar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Saka, kabinede bazı değişiklikler yaparak tekrar güvenoyu almış ve çalışmalara başlamıştır. Yeni hükümetin hedeflerinde, muhalefetin sıkça eleştirdiği Seçim Kanunu ve Basın Kanunu’nda yapılacak değişiklikler de bulunmaktaydı. Seçim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle demokratik bir adım daha atılmış, gizli oy-açık tasnif yöntemi getirilmiştir (Yeşil, 1988:118). Ancak değişiklikler DP’yi tatmin etmemiş, seçim güvenliği için yargı denetimini istemişlerdir. Ancak hükümet bu konuda değişikliğe gitmemiştir. Bunun sonucunda da DP ara seçimlere katılmayacağını bildirmiştir (Kirman, 2006: 110).

Demokrat Parti 20 Haziran 1949’da Ankara’da İkinci Büyük Kurultay’ını yaptı. Kurultayda parti-içi meseleler ve faaliyet raporu görüşüldü. Parti programında büyük bir değişiklik olmasa da, Bayar yaptığı konuşmada “laiklik” vurgusu yapmıştır. Bunun dışında Merkez Komitesi’nin sorduğu soruyla “Milli Teminat Ant’ı” parti politikası olarak kabul etmiştir. Komite

“Anti-demokratik kanunlar değiştirilmez, seçim kanunu emniyet verecek ve adli teminatı ihtiva edecek bir şekle konmaz; nihayet az veya çok farkla önümüzdeki umumi (genel) seçimlerde de 21 Temmuz metotlarının tatbikine kalkışılacak olursa vaziyet ne olacaktır?”

diye sormuş, bu soruya verilen cevap da bir rapor halinde sunulmuştur. Raporda sunulan politika da, yukarıda belirtildiği gibi “Milli Teminat Ant’ı” adını almıştır (Yeşil, 1988: 122). Bu ant, iktidar tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Bazı CHP’liler DP Kurultay’ında alınan bu kararların, DP’nin kapatılması için bir fırsat olarak görmüştür. Bu ant ile iktidar-muhalefet ilişkileri sertleşmiştir (Buran, 1987: 120).

Ara seçimlerden sonra DP, şeker fiyatlarına gelen zam nedeniyle gensoru vermiş, CHP Meclis Grubu da bunu kabul etmiştir. Ancak müzakere sırasında CHP karar değiştirerek hükümete güvendiğini belirtmiştir. Hasan Saka iki ay daha görevde kalmış ve kendi partisinden aldığı eleştirilere dayanamayarak 14 Ocak 1949’da istifa etmiştir. Hasan Saka’dan boşalan göreve Şemsettin Günaltay getirilmiştir. Günaltay seçimlerin emniyetli geçmesi için gereken tedbirleri alacağından bahsetmiş ve göreve geldikten sonra devlet radyosunun CHP tekelinde propaganda aracı olmasını kaldırmış, bu hakkı diğer partilere de vermiştir. Günaltay hükümetinin dikkat çeken diğer uygulamaları ise İstiklal Mahkemeleri’nin kaldırılması ve din öğretiminin önünü açmasıdır. Günaltay bu konu hakkında şunları söylemiştir:

“İlkokullarda din dersleri okutturmaya başlayan hükümetin başkanıyım. Bu memlekette Müslümanlara namazlarını öğretmek, ölüleri yıkamak için imam-hatip kursları açan bir hükümetin başkanıyım. Bu memlekette, Müslümanlığın yüksek esaslarını öğretmek için ilahiyat fakültesi açan bir hükümetin başkanıyım.”

 Günaltay hükümeti Seçim Kanunu’nda da değişiklik yapmıştır. Bu değişikliklerle; tek dereceli, genel, eşit ve gizli oyla serbest seçim yapılması, sandık sayımı ilkesinin uygulanması ve seçimlerin adli denetim altında yapılması sağlanmıştır (Kirman, 2006: 111, 112).


[1] Vatan, 17 Ocak 1948.