<a href="http://www.youtube.com/watch?v=nNL9Lole-iE?hl=en"><img src="http://ycanberktan.com.tr/wp-content/plugins/images/play-tub.png" alt="Play" style="border:0px;" /></a>

– Bir gün… Dönüp arkana bakacaksın ve ben orada olmayacağım.

– Bu… Ne demek istiyorsun?

– Hem mecaz hem gerçek. Her dara düştüğünde, bana gülüyorsun. Yani beni arıyor gözlerin, bulunca tebessüm ediyorsun. Bu mecaz. Her yalnız kalışında, arkanı dönüp bana bakıyorsun. Bu gerçek. Sen gerçek bir aşk peşindeyken, mecaz sevgiler yaşıyorsun. Bu acınacak bir durum. Ben artık seni bu duruma düşürmek istemiyorum.

 ***

 “İçeri gelsene, konuşuruz” dedi.  Kafesinin kapısı açılan kuş gibiydi.  Kendi evinde hapis… Anahtarı başkasında olan bir özgürlükte, bağımsızlığını sunuyordu. Ev mi yeşildi, yoksa gözleri mi bahar getiriyordu baktığı her yere?

“Bak! Burası benim odam.” dedi dudakları, “Tanı beni.” dedi gözleri. Sonraki günlerde özlemle gözleyeceği odadan çıktı diğeri.  Salona doğru yöneldi hızlı kalp atışları. Konuşulacak ne çok şey vardı ya da susulacak ne kadar çok vakit. Saatlerce süren sohbetin ardından uyku çaldı kapıyı. Biri uzandı, diğeri izledi. Onun saçlarını deniz,  kendi ellerini gemi yaptı; açıklarında gezdi. Nefesler mıknatıs oldu ve çekti burunlar birbirlerini zıt kutup olup. Karanlığı aydınlattı bakışlar, termal gördüler yüzlerini. Yastık utandı tek kişilik olmaktan. Koltuk büyümek istedi bir geceliğine. Aldırmadan küçüklüğüne; güneşi arkasında saklamak istedi ay, bitmesin diye o gece. Çünkü her güzel olan biterdi. Çay soğur, güneş batar, bahar biter, yaprak sararır, su donar, insanlar üşür, yollar kapanır, ulaşım durur ve dünya vazgeçerdi.

 ***

Mevsim sonbahardı. Ama onun gelişi ilkbahar. Bir an heyecana kapıldım, ne yapacağımı bilemedim açıkçası. Biraz yürüdük, sonra oturduk. Sıradan insani eylemleri, değer verdiğiniz biriyle yaptığınızda; nedense çok önemliymiş gibi hissediyorsunuz. Birkaç saatlik sohbetimizin ardından evine kadar eşlik ettim. Kısa sürede bağımlılık yaratan maddeler, oyunlar, filmler vardır ya hani… Onun da bakışları nikotin doluydu. Dairesine kadar çıktım, ayrılık kolay değil. Karşı cinsten biri ile beraberken evinin kapısına kadar gittiyseniz, o eve gireceğinizi bilirsiniz aslında. Ben sadece sarılıp vedalaştıktan sonra evime gitmeyi düşündüm o an. Beni içeri davet etmesiyle bir an afalladım. “Uykun var, boşver.” desem de ısrar etti. Yemyeşil davetler, bırakılıp gidilebilir miydi?

***

Sabah olunca evine gitti delikanlı ve kafesin içinde unuttu anahtarı. Kapandı kafesin dıştan açılan kapısı. Kafesin çekirdeğine, yanmadan ulaşabilen bir madde yaratamadı insan. Sonsuza dek kapanacaksa, neden açılırdı ki bir kapı? Prensese ulaştırmayan oyunlar oynandı. Günler geçti, dünya vazgeçti.

Vazgeçmek, unutmak ya da bitirmek değildi, sadece tercihti. Her tercihte yeni kapılar açılır; güneş batınca ay doğar, bahar bitince kış gelir, insanlar üşüyünce birbirlerine sarılır, yollar kapanınca kıymet bilinir; dünya durmaz, evren genişler.

  ***

Her bağımlılık yerini bir yeniliğe bırakır kimi zaman. Sigara çekirdeğe bırakır yerini, çay şekere küser… İnsanlar da başka insanlara yer verir yolculuklarda. Ölenle ölünmez, gidenle kalınmaz. Giden geri gelir bazen, kalmak ahmakçadır. Yine de kalmaya çabalarsın. Yeniden, ilk defa nefes almak gibi…

Yıldızı parlıyordu, işaret ettim. Gözleri parladı, yıldızımdı o benim. Gününü kutladım kulağına, hediyesi içinde avuçlarımın. Büyüdü gözbebekleri, ilk defa kanat çırpan yavru kuş. Dünyadaki bütün kemanlar etrafımızda Secret Garden çalıyor o an. Açıklarında geziyor ellerim. Tebessümleri dans ediyor etrafımda. Saçları kokuyor, yeni yıkanmış. Yeni parfüm almış. Ojeleri yine yakışmış. Sonradan anladım ya kışmış. Üşüdük, hep mutlu mu olacağız sanki. Saatler ilerledi. Apartmanının kapısına kadar bıraktım. Deja vu! Sarılıp evimize gittik. Evine gitti, evime gittim. Evimize gittik. Pek de javu değil dedi kulaklarım. Davetsiz geçiyor bu kış, bu kış insanı çok yoruyor. Kışın ‘gelmek’ pek mümkün olmuyor. Herkes kışın gidiyor.

***

Güneş yolun çeyreğini tamamlamışken çaldı kapı. Kahvaltı sofrası hazırdı. Yeni bir gün doğmuştu, en uzun gündüz yaşanacaktı, ağaçlar meyve verecek, su ısınacak, insanlar terleyecek, tıka basa ulaşacaktı insanlar.

“Hoşgeldin” dedi dudakları, “iyi ki çağırdın” dedi diğeri.

Müzik: Adagio – Secret Garden