Karda bıraktığı ayak izlerini temizledi önce. Birinin kendisini takip ettiğini düşünüyordu. Saplantı hâline getirdiği bu düşünce, onu her gün daha çok ele geçiriyordu. Değişmeye başlamıştı. Her gün uyandıktan sonra büfeye gidip gazetesini alan bir adamken, yaşadığı değişimle haberleri takip etmeyi de bırakmıştı. Her seçimde aynı partiye oy veriyordu zaten. Saçını ve sakalını önemsemiyordu artık, eskisi gibi görünmek istemiyordu. Ona, takip edildiğini hissettiren dürtü, takip edilmesine neden olan şeyin, kendisinin eski hâli olduğunu söylüyordu. Yaşadığı tüm değişimlerin sebebi tam olarak da buydu. Gerçekten değişmiş miydi yoksa kendini değiştiğine mi inandırmıştı? Giyimi, konuşmaları, insanlara bakışı… Herkese mesafeli yaklaşıyordu artık. Aynı dine mensup insanların farklı bakış açıları nedeniyle birbirlerini öldürdükleri bu dünyada, hiç kimseye güveni kalmamıştı. On beş senedir yalnız geçirdiği hayatına yeni biri katılmıştı aslında. Onu da kaçırmamak için değişmek istiyordu belki de.

Neden takip ediliyordu? Tüm günü bunu düşünmek ve cevaplar aramakla geçiyordu. Paranoyak olmuştu. Kendi düşüncelerine inanıyordu. Yaşanmamış olayları kurguluyor ve yaşanmış kabul ediyordu. Bir gün, evinin bulunduğu apartmanın kapısında uyuyakalan bir evsizi öldürmekle tehdit etmişti. Evsizin, evinin penceresinden içeri baktığını ve kendisini izlediğini iddia ediyordu. Ancak evinin karşısındaki marketin güvenlik kameraları incelenmiş, böyle bir şeyin yaşanmadığı kanıtlanmıştı.

İnternetten satın aldığı elektronik aletlerin içini açıyor ve dinleme cihazı arıyordu. İçine zehir konulacağını düşündüğünden dışarıdan yemek siparişi vermiyor, herhangi bir restoranda yemek yemiyordu. Hastalandığında hastaneye gitmiyor, her seferinde farklı bir doktoru evine çağırıyordu.

Değişmek istemişti, ama ikinci benliği tarafından yavaş yavaş ele geçirilmişti. Ne yaptığının farkında değildi. Sokağa çıktığında bir keskin nişancı tarafından vurulacağını düşündüğünden kendisine koruma tutmuştu. Kendi kafasının içinde bir köşeye kıstırılmış, fâni hayatta yalnızlığının esiri olmuştu. Sokakta birisi kendisine bir soru sorduğunda onu aşağılıyor, hor görüyordu. Yaşadığı yerde saygın biri olarak görülüyordu, ama yaşadığı değişimle herkesin nefretini kazanmıştı.

Bir gün evinin bulunduğu sokaktaki fırına gitmişti. Bir ekmek alıp parasını ödedikten sonra kasada duran kişinin içeriye gittiğini görmüş ve yoksullara para toplamak amacıyla konulan yardım kutusuna elini daldırmış, alabildiğince para avuçlamıştı. Fırından çıktıktan sonra evini izlemekle suçladığı evsize rastlamış ve yardım kutusundan çaldığı paradan birkaç lira vermişti. Kendisini gören mahalle sakinlerine “herkes benim gibi yardımsever olmalı” demekten çekinmemişti. Riyakârdı, acımasızdı, hırsızdı ve en önemlisi katildi. Her insana bahşedilen iyilik yapma dürtüsünü öldürmüş, kendisini herkesten üstün görmekten vazgeçmemişti.

“Onu öldürmek istedim, defalarca. Ama ‘her geçen gün yalnızlaşarak yok olmasını izlemek’ kadar tatmin etmeyecekti beni.” dedi öteki…